Theme Layout

Boxed or Wide or Framed

Theme Translation

Display Featured Slider

Featured Slider Styles

Boxedwidth

Display Trending Posts

Display Instagram Footer

No

Dark or Light Style

Bu da benden bir hikaye (:


-Kızım uyan!
Bu annesinin sesiydi. Gördüğü rüyayı ikiye bölen bu sesle irkildi. Gözlerini birkaç kez kırpıştırdı ve sonunda nerede ve nereye gitmek üzere olduğunun  idrakına vardı.Gitme vaktiydi...
Sıcak yatağından yavaşca kalktı. Kim bilir ne zaman yatacaktı yatağında bir daha? Ne zaman uyandıracaktı onu annesi o tatlı sesiyle?

Sonra O'nu düşündü.
İçinde tarif olunamaz bir acı hissetti. Gidiyordu.Hem de O'nu, canından çok sevdiği varlığı bırakıp gidiyordu. 
Üç aydır görmemişti yüzünü. Nerede olduğu hakkında en ufak bir fikri bile yoktu. Hadi kendisini terk etmişti, peki ya annesi? O, annesine bile haber vermeden,evinden tek bir giysi bile almadan adeta yok olmuştu. Sanki hiç doğmamış gibi...
Oysa O'nun bir zamanlar hayatta,onun hayatında olduğunu çok iyi biliyordu. Gittiğinde başlayan krizleri artık hayatının normallerinden birisi olmuştu. Üç ayda ne kadar ağlamıştı? Kaç kez evine dayanmıştı? 
Hatırlayamıyordu.
Hala geceleri yatağında sessiz sessiz ağlıyordu. Günün herhangi bir saatinde krize girip O'nun evinin kapısına dayanmayı bırakmıştı artık. O'nun annesi açıyordu kapıyı çünkü her seferinde. En az kendisi kadar bitmişti o da. Belki de O, bu hayatta onu en çok seven iki insanı da kendisinin olduğu gibi yok etmeye çalışıyordu. 
Ne kadar süredir aynaya baktığı hakkında en ufak bir fikri bile yoktu. İçindeki acının git gide arttığını hissediyordu. Taşmak üzereydi. Öylesine yoğun bir acıydı ki , tüm vücudunu yakıp kavurması yetmiyor, dışarı çıkmak, önüne ne gelirse onu alevler saçan hortumunun içine çekmek, yakmak kül etmek istiyordu. Aylardır içinde olan bu acının onu hiç bu kadar rahatsız ettiğini hatırlamıyordu. 
"Birlikte gidecektik." dedi kendi yansımasına. 
Birlikte yeni  bir hayata başlayacaklardı. Evlerinin bulunduğu sitenin tam karşısındaki tepeye çıkıp yıldızları izlerler, gelecekle ilgili hayal kurarlardı. 
"Ben bir ölüyüm" dedi ardından. Kendisine yüzlerce kez tekrarlamış olmalıydı bu sözü üç ay boyunca. Farkı yoktu ölüden.
O'nunla yeni bir hayata başlayabilmek için gitmeyi umdukları yurt dışında bu kez kendisi O'nu unutabileceği yeni bir hayata başlamak gayesiyle çıkıyordu. Hem okuyup hem çalışacaktı. Ne olursa olsun, karşısında kim çıkarsa çıksın , O'nun bir şekilde ,içinde bir yerlerde hep olacağını sezinliyordu. O'na karşı olan sevgisi asla azalmayacaktı.
Yarım yamalak bir kahvaltı yaptı. Sanki yediği her şey içindeki ateş topunu daha da harlıyordu.Annesinin ısrarlarıyla son parça reçelli ekmeğini de yedi ve kendini dışarı attı.
Babası bavulları arabaya yerleştirmişti. Gökyüzüne doğru baktı, ruh haliyle aynı kasvetlikte olduğunu gördükten sonra ondan  yardım bulma ümidini kesmek zorunda kaldı. Güneşli bir havanın kendisine iyi geleceğini umuyordu. Ancak gökyüzü onun gideceğini biliyormuşcasına yas tutuyordu.
"Nerdesin?"
O'nu düşünmediği bir anı bile geçmemişti. Artık delirdiğine emindi. Koyvermişti kendini. Akşına bırakmıştı her şeyi.Ne var ki gene de son sürat O'na doğru sürüklendiğini hissediyordu.Tersine kulaç atmaya takati kalmamıştı.
Havaalanına geldiklerinde annesinin uyarılarını dinleyerek bavulundan şalını almaya bagaja doğru yürüdüğü sırada bir sanrı gördü.Üç aydır hemen her yerde gördüğü sanrıydı bu.
Arkasını döndü ve arabanın bagajından bavullarını indirdi. Ona yardıma gelen babası az önce tam da o sanrıyı gördüğü yerde durmuştu. Kızına yardım etmek için eğildiğinde ise kızı gördüğünün bir sanrı olmadığını anladı.
Bıçak gibi bir soğuk genzini doldurdu. O'ydu işte! Tam karşısında duruyordu. Çok zayıflamıştı.Düşünmeksizin koşmaya başladı.Kendisini üç aydır hasretini çektiği kollara attı. Bu kollar hatırladıklarından çok daha cılızdı.
"Gel" dedi kız gözlerini erkeğinin gözlerine dikerek. Ancak tam o anda dehşete kapıldı. O ışık saçan ,umut dolu lacivert gözlerden eser yoktu şimdi. Altında torbalar birikmişti. Yorgun gözüküyordu. Uykusuzluktan mı yoksa yaşamdan mı anlayamadı bunu kız. Her şeyi unuttu ve onun kokusunu içine çekmeye başladı.
"Gel" diye tekrarladı.
"Gelemem." dedi dudakları erkeğinin.
"Bu bizim hayalimizdi." diye bağırdı kız.Bunun üzerine,çocuğun yaşlanmış suratında bir gülümseme belirdi:
"Biliyorum."
"Gel o zaman" dedi kız ısrarla. Neden gittiğini,bunca zamandır nerede olduğunu soramıyordu.Eğer sorarsa gider diye korkuyordu çünkü. O'nu bir kez daha kaybederse dayanamazdı.
"Neden geldin o halde?" dedi isyankâr bir şekilde.
"Al."
Çocuk ona bir CD uzatmıştı.
"Ne olduğunu sorma. Bundan tam bir saat sonra uçağının kalktığını biliyorum. Lütfen o zaman aç bunu. Asla arkana bakma. Ben seninim."
Kızın kafası allak bullak olmuştu. Arkasında ona seslenen anne babasının seslerini bölük pörçük işitiyordu.
"Sen n-ne?" diyebildi anca.Ancak çocuk çoktan arkasını dönüp yürümeye başlamıştı. Kız bir an koşup kolundan tutmayı düşündü ancak bunun hiçbir yararının olmayacağını hissediyordu.
"Nasıl kıyabildin bana,annene?" diye bağırdı.
Çocuk öylece yürüyordu. Arkasına bir kez olsun bile bakmadı, bir kez olsun bile duraksamadı. Eğer duraksarsa geri dönerdi,biliyordu.

Zaman kavramının önemini yitirdiği noktadaydı. Bir saat bir ömre eş değerdi.Uçağın kapısı açıldı. Yerini buldu, oturdu. CD neredeyse bir saattir elindeydi ve artık o da eli gibi ter içindeydi. Laptopunu çıkarttı.CD yi özenle sildi ve yerleştirdi."Oynat" tuşuna basmadan önce bir saniye duraksadı ve "klik" sesi duyuldu.

Boğazının parçalandığını hissediyordu. Bu iyi bir şeydi çünkü yaklaşık on dakikadır onlarca el onu tutmaya çalışmasına karşın hiçbir şey hissetmemiş, sade ve sadece bağırarak uçağın kapısına doğru yönelmeye çalışmıştı.
videodaki O'nun görüntüsüydü. Kendisine bir şeyler anlatıyordu.Şu an zihninde kalan sadece O'nun yorgun, silik görüntüsü ve " Üç ay..." "Hastalık,öldürüyor..." "Gitmek zorundaydım." gibi param parça sözcüklerdi. Tek başlarına bir anlam ifade etmeseler de onun tüm uçağı birbirine katmasına neden oluyorlardı. İnmeliydi, ona ulaşmalıydı.Son cümlesinde yapacağı şeyi anlatmıştı.Nasıl bitireceğini.Kayış zaten o anda kopmuş, yarı uçarak yarı koşarak uçağın kapısını açıp atlamaya yeltenmişti. 
Ne kadar olduğu belli olmayan bir süreden sonra artık takatinin kalmadığını sezinledi ve onu tutmaya çalışan, harab olmuş hosteslerin kolları arasında bayıldı.

Aynı anda bir genç, sevdiği kızla hayatının en güzel anlarını geçirdiği tepeden dünyaya son bir kez daha bakış attı, kasvetli havayı ciğerlerine çekti ve...
QuickEdit

You Might Also Like

Hiç yorum yok

Infinyteam