Theme Layout

Boxed or Wide or Framed

Theme Translation

Display Featured Slider

Featured Slider Styles

Boxedwidth

Display Trending Posts

Display Instagram Footer

No

Dark or Light Style

I Rymden Finns Inga Känslor





Filmekimi kapsamında gittiğim tartışmasız en güzel filmdi Simple Simon. Türkçe'ye "Aşkın Formülü Yok" olarak çevrilse de filmin asıl adı " Duyguların Olmadığı Uzayda Bir Yerde"vari bir şey. Hayatımda izlediğim ilk İsveç filmi ancak eminim ki son olmayacak. Sırf en değilim sanırım bu filmi çok beğenen çünkü salondaki herkes filmin  sonunda  ayağa kalkıp alkışlamaya başladı. Ben o sırada farklı bir dünyaya geçiş yapmış olduğumdan dolayı dünyevî hayatta neler olduğuna dair pek bilgi sahibi değildim. O yüzden alkışa yetişemedim.


2011 En İyi Yabancı Film Oscar adayı olan filmin baş kahramanı, eğer The Big Bang Theory dizisini izliyorsanız size pek yabancı gelmeyecek Çünkü irdelenen kişi, yani Simon, tıpkı Sheldon Cooper gibi Asperger Sendromu'ndan muzdarip. Tabii Amerikan komedi dizisinde her şey seyirciyi eğlendirmeye yönelik olduğu için bu sendrom da öyle göze çarpmıyor. Ancak Simple Simon'da ne kadar delirtici, hayatları değiştirici ve çekilmez bir sendrom olduğunu görüyoruz. Yo, yo film kesinlikle dram değil. Birçok yerinde kahkahalarla gülüyorsunuz hatta. Zaten "nasıl oluyorsa" Cannes Film Festivali'nde komedi filmleri arasında yerini bulmuş. Hayır komedi filmi de değil. Asberger sendromlu Simon'un  ağabeyine yeni bir sevgili bulabilmek için çabalamalarını hiçbir ekstra duygusallık veya komedi faktörü katılmadan izliyoruz. Zaten beyinleri birer bilgisayar gibi çalışan, imaları ve eş anlamlı kelimeleri anlayamayan Asbergerli Simon'un her tepkisi yüzünüzde bir gülümseme yaratıyor.


Hikâyeye gelirsek; Simon İsveç'in bir kasabasında yaşayan, Asbergerli, 18-19 yaşlarında bir çocuktur. Ağabeyi Sam ise onu dünyada tek anlayan kişidir. Anne ve babası bile onun kendi yarattığı dünyasına girememektedirler. Simon bazen kendini aslında boyalı bir teneke kutu olan uzay mekiğine kapatır ve saatlerce dışarı çıkmaz. Simon o durumdayken onunla iletişim kurabilense yalnızca Sam'dir. Araba tamircisi olan Sam kız arkadaşı Frida ile aynı eve çıkma kararı alınca Simon'un hayatı altüst olur. Hâl böyle olunca da Sam'in Simon'u da evine almaktan başka çaresi kalmaz. Duyguların ne olduğunu kitaplardan öğrenebilen ancak kafalarında matematiksel bir denkleme oturamadıkları için bundan korkan, genellikle dokunulmaktan hoşlanmayan, üstün zekalı ve konuşmaya başladı mı susturulamayan Asbergerlileri otizm hastalarından ayıran tek özellik ise dünya ile iletişime geçebilme kabiliyetleri. Evet konuşuyorlar, sorulana cevap veriyorlar. Ancak hayatlarındaki en küçük bir değişiklik bile onlar için büyük bir yıkım teşkil ediyor. Her gününün ayrı bir yemeği olan Simon her sabah aynı saatte kalkıyor, yemeğini yiyor, işine gidiyor, geri dönüyor, o gün ne günüyse  basketbol, dvd..) onu gerçekleştiriyor ve uyuyor. Ha bir de sürekli kitap okuyor. Frida ise Simon'un alışkanlıklarını değiştirememesine, yaşamak için tamamen  ağabeyi Sam'e bağlı olmasına ve bareti çalışmalarına dayanamıyor ve evi terk ediyor. Düzeni gene bozulan Simon da Frida'yı geri getiremeyince Sam'e yeni bir kız arkadaş bulmaya çalışıyor. Bunu matematik denklemi gibi algılayan Simon ağabeyinin özelliklerine uygun bir kız aramaya çıkıyor ve o sırada "gerçek aşk" ile karşılaşıyor.


Önemli olan hikâyeler değil, onların nasıl anlatıldığıdır. Lafının oldukça güzel bir örneğini görüyoruz burada. Hikâyemiz aslında çok basit. Ama karakterler o kadar güzel ki! Zaten ırk olarak güzel bu İskandinavlar onu geçtim de, Sam ve Simon'un ilişkisi, Simon'un ağabeyine ayarlamaya çalıştığı Jennifer ile olan konuşmaları, Simon'un 3 dakika geç uyansa bile  yaşadığı büyük yıkım bize çok güzel bir 1.5 saat yaşatıyor. Bu filmde cidden katıla katıla gülmek ve ağlamak mümkün. Ben dün bunu gördüm.

QuickEdit

You Might Also Like

Hiç yorum yok

Infinyteam