Theme Layout

Boxed or Wide or Framed

Theme Translation

Display Featured Slider

Featured Slider Styles

Boxedwidth

Display Trending Posts

Display Instagram Footer

No

Dark or Light Style

Les Géants




Cannes'da iki ödül kazanan ve sanat yönetmenliği açısıdnan yılın en iyi filmlerinden birisi olarak gösteriliyor Les Géants. Gerek 31. İstanbul Film Festivali kapsamında gittiğim son, gerekse bir sene boyunca yaşayacak olduğum Belçika'da çekilen bir film oluşu nedeniyle Rexx Sineması'nda sabahın 11'ine aldım bileti. Cuamrtesi sabahı uyanıp Karaköy'den Kadıköy'e geçmek pek kolay olmadı. Bu nedenle de filme biraz geç kaldım ve anca ön taraftan girebildim. Normalde arkalarda yer alırım ve sinema salonu her daim küçücük çıkar, rahat edemem o koltuklarda. Ama bu sefer şansıma üç oad bir salon bir beyaz perde çıktı. Filmi üçüncü koltuktan seyretmek zorunda kalmam sebebiyle de nur topu gibi bir boyun fıtığı sahibi oldum. Ama değdi mi? Gerçek manada "försel" bir şeyler arayan gözler için gerçekten de doyurucu bir filmdi diyebilirim.

Bouli Lanners'in 3. uzun metrajlı filmi anneleri tarafından artık hayatta olmayan büyükanne ve büyükbabalarının kır evine bırakılan iki çocuğun başlarından geçenleri konu ediniyor. Biri on beş, diğeri de on üç buçuk yaşında olan bu iki kardeş, Danny ve Zack, bir de kırsalda yaşayan Angel adında bir arkadş ediniyorlar. Bir yandan Belçika kırsal kesminin geri kalmışlığı (burada düşünce açısndan geri kalmışlıktan bahsediyorum. Yoksa senin benim hayal edemeyeceğimiz koşullarda yaşıyorlar) irdelenirken, diğer yandan da hayatlarıın en kritik yaşlarında olan bu üç gencin hayatta kalma mücadelesi anlatılıyor.


Çocukların başlarına gelenler, seçimleri, olaylar üzerine hissettikleri son derece doğal bir biçimde analtılmış. Başlarına gelen şeyler ne derece absürd olursa olsun; siz sanki evden bakkala ekmek almaya çıkıp döndüğünüz sırada hissettiğiniz, gerçekliğin saf ve acımasız yüzünü bu filmde de en şiddetli haliyle hissediyorsunuz. O kadar şiddetli olmuyor bu gerçeklik. Çünkü manzara çok güzel. Yeşile böceğe bak baka gevşiyorsunuz, su gibi akıp geçiyor üzerinizden konu.




"Hayattan bir kesit" filmi karşımızdaki. Bir "initation story" olmasının yanında, çocukların artık kendi özgürlüklerini gerçek manada ilan etmeleri dışında filmde olayların akışını sonuçlandıran özel bir olay yok gibi görünüyor. Oysa geriye yaslanılıp bakıldığında (arkada oturuyorsanız gerek yok. Öndeyseniz mutlaka böyle oturun. Aman diyeyim) üç çocuk da geri dönüş yolları tıkalı bir biçimde, (tıkalı olmayanı da kendileri tıkıyorlar zaten) öylece sandalda ilerliyorlar.
Su Tunç

QuickEdit

You Might Also Like

Hiç yorum yok

Infinyteam