-->

Theme Layout

Boxed or Wide or Framed

Theme Translation

Display Featured Slider

Featured Slider Styles

Boxedwidth

Display Trending Posts

Display Instagram Footer

No

Dark or Light Style

Django Unchained




Artık rahatlıkla Tarantino'ya 'Öeh artık daha ne kadar aşacaksın kendini. Ayıptır yazıktır diğerlerine!' diyebiliriz. Diddem Erol ile ilişkisi olduğunu duyduğumdan beri aslında biraz mesafeliydim kendisine ancak o yönetmenliği, kurguyu, oyunculuğu -bir de çemçük ağzını ekleyeyim bari tam olsun- sevmemek mümkün mü?

Django aslında 1966 yapımı bir kovboy filmi. Ancak karakterler o kadar sağlam ki film değil de roman olsaymış cuk otururmuş. Pazar günleri televizyonun başına geçip kovboy filmi izleme alışkanlığı olan insanlara gıpta etmekle birlikte bu tarz filmlerden çok da haz etmediğimi söylemeliyim. Ancak Tarantino bu filmi almış, evirmiş çevirmiş gene mükemmel bir şey yapmış ki o şeyin ne olduğunu bilen berigelsin.

Hikaye Amerika'da, zenci ticaretinin en yoğun olduğu dönemde geçiyor. Django da zenci bir köle.Çok çok sevdiği bir karısı varmış ancak ikisini ayırıp satmışlar. Diğer kölelerle birlikte satılmak için yolda yürütüldüğü sırada aslında bir kemik toplayıcı olan diş doktorumuz Dr. King Schlutz'la karşılaşan bu ekstra karizmatik zencimiz derdini tasasını dr. Schlutz'a -yani Christoph Waltz'a- akıtır. Schlutz da durmaz herkesi tabancasından geçirir ve Django'yu satın alarak özgürleştirir. Böylece bu double karizmatik ikilimiz Django'nun karısının kime satıldığını bulmaya çalışırlar.

Schlutz'ın Django'yu getirdiği ve 'istediğin her şey olabilirsin' dediği kostüm dükkanında Django'nun kendine mavi parlak 16. yüzyıl derebeyi- dönemin alasetlusu işte ne bileyim derebeyi deyince dere başında paçalarını sıvamış efeler canlanıyor benim gözümde.- kıyafeti seçmesi bana en ilginç gelen noktalardan. Varıdr bir hikmeti, sembolize ettiği, dokundurduğu bir yer bir şey dedim. Vardır mutlaka...

Neyse, hikaye böyle başlıyor ve ikilimiz Django'nun karısı Broomhilda von Schaft'ın engin mısır tarlaları sahibi, zengin ve kaçık Calvin Candie'nin malikanesinde hizmetçi olduğunu öğreniyorlar. Calvin Candie de bildiğimiz semirmiş Lenoardo Di Caprio. Her şey bir yana, sanırım Lenorda Di Caprio'nun en sevdiğim rolü buydu. Manyak toprak sahibini nasıl güzel nasıl güzel naassssııııl güzel canlandırmış! Nasıl ama nasıl nasıl nasıl! Ben ki kendisini sevmekle birlikte pek de üzerinde durmayan Su Tunç, bildiğiniz o oyunculuğa, çatlaklığa, sinire harbe bipolar durumlara hasta oldum. Toprak sahibi ya, bir de bir güzel kilo almış kendisi. Yanakları gergin gergin olmuş o beybi feysliğinden eser kalmamış. Pek ala pek ala!

Hikayede Calvin Candie'den sonra ben en çok dikkatimi çeken karakter Samuel L. Jackson'ın oynadığı Stephan. Candie'nin malikanesinin kahyası olan Stephan zenci olmasına rağmen beyazların çıkarlarını gözeten ve gerçekten onları 'efensi'gibi gören ve isyana yatkın olanların ayağına taş koyan kesmi canlandırıyor. Öyle ki   her halt kendisinin başının altından çıkıyor zaten. Kraldan çok kralcılar her yerde azizim! 

Gel gelelim çekim açılarına sekanslara. Nekka güzel o eski kovboy filmlerinden, aslında eski bilimum filmden, alıştığımız önemli bir anda direkt olarak karaktere zoom yapma sonra hemen geri kaçma (bunund a bir adı vardır) olayını ne güzel yapıyor! Tabii ben şimdi anlatınca pek olmadı izleyince şaaparsınız ne demek istediğimi.( oh bu lafı da kotardık ucundan köşesinden) 

Tarantino'nun kendisi de oynuyor tabii ki! Ama hangi rolde söylemem gidin izleyin bu filmi. Deneysel film hastası olup yarım saat çiçek böcek izleyen bünyelerin bile hoşuna gidecek bir film, o derece. Demedi demeyin.

QuickEdit

You Might Also Like

Hiç yorum yok

Infinyteam