Theme Layout

Boxed or Wide or Framed

Theme Translation

Display Featured Slider

Featured Slider Styles

Boxedwidth

Display Trending Posts

Display Instagram Footer

No

Dark or Light Style

Anime / Manga Önerileri 89: Monster




Hani bazı şeyler vardır; o kadar çok seversiniz kimmmmsecikler bilmesin istersiniz, size özel kalsın. Hah, Monster da benim için aynen öyle. Gerçi daha önce sosyal medya hesaplarımdan "Monster izlemeyen / okumayan kalmasın" tarzı şeyler çok yazdım ancak iş sitemde yazmaya gelince bir türlü elim gitmedi. Sonunda ""Haydi bir cesaret!" dedim ve başladım hakkında yazmaya. Kötü oldu haydi bir cesaret demem de şimdi kafamda "Sen de taşın altına koy eliniiiiiiii!" diye Zeynep Casalini'nin şarkısı dönüp duruyor. Monster nire Zeynep Casalini nire? Şarkının sözlerini de Sinan Akçıl yazmış hatta. Evet, Johan Liebert ve Sinan Akçıl'ı aynı yazı altında birleştirmiş bulunuyorum. Tebrik çiçeklerini adresime yollayabilirsiniz. Sağolun varolun....

Henüz Monster dünyasına girmemiş olanlarınız için bu uyarı; daha önce bildiğiniz tüm villain'leri, antagonistleri unutun. Çünkü Johan Liebert o ölü balık türünden mavi gözleriyle yalnızca dik dik bakarak bizlere "Birinci belli ikinci kim?" diyor. Tabii Johan'ın ağzından öyle laf çıkmaz ama gözlerinden çıkar belki. Tamam sustum.



En az beş kez izlediğim, farklı farklı dillerde (Fr / Eng / Tr) birkaç kez okuduğum bu şaheser hakkında yazmaya geldi sıra.

Naoki Urasawa'nın bu ünlü eseri 1986 Almanya'sında, genç ve becerikli beyin cerrahı Kenzo Tenma'nın beyin ameliyatı gerçekleştirerek kurtardığı ikizlerin (aslına bakarsak, ikizlerden erkek olanı ameliyat ediyor) hastaneden kaçmasıyla başlıyor.


İdealist bir doktor olan Tenma, üslerinin karşı çıkmasına rağmen -aynı anda hastaneye gelen önemli birini ameliyat etmesi gerekmektedir normalde- çocuğu ameliyat eder ve bu ameliyat Tenma'nın o zamana kadar ilmek ilmek ördüğü kariyeri de çöpe gider. Ancak bu durum uzun sürmez. Hastanenin önde gelenleri şüpheli bir şekilde ölür (?) ve Tenma hak ettiği yere, zannettiğinden çok daha kısa sürede ulaşır.

1995 yılına geldiğimizde ise Almanya'nın öldürülen yaşlı çift vak'alarıyla sarsıldığını görürüz. Hırsızlık süsü verilen bu cinayetlerin altında yatan asıl gerçeğin ise belli bir kişinin yüzünü tanıyan herkesi ortadan kaldırmaya çalıştığını, dehşet verici bir şekilde öğreniriz. Bu kişi, O canavar, yani Monster'dır.



Bir anda kendini 1986 yılındaki hastane personeli ölümleri ve aile cinayetlerinin bir numaralı sanığı olarak bulan Doktor Tenma, onu suçlu duruma düşüren Canavar'ı yakalamak için kolları sıvar ve aynı o Canavar gibi bir kaçak hayatı yaşamaya başlar. Tenma bu yolculuğunda Canavar'ı "Canavar" yapanın ne olduğunun sırrına vakıf olacak, işin içine Nazi Almanyası deneyleri de karışınca ortalık iyice şenlenecektir.

Hikayenin çoğu Almanya'da geçtiği için arada bol bol Türk ögelerini de gördüğümüz Monster'da -ki bence Türkleri en iyi ve en doğru şekilde anlatan / karakterize eden yapımdır- Almanya'nın çeşitli şehir, köy ve kasabalarından ve Çekoslovakya'ya -o zamanlar öyle tabii- uzun bir yolculuğa çıkarız.


Dolu dolu bir hikaye ve onlarca kahraman ihtiva ettiğinden bir kez izlemenin veya okumanın yeterli olmayacağı Monster için zaten "Niye bitti ki? Baştan seyredeyim bari"  diyeceğinize eminim. Tabii Sword Art Online tarzında bir tempo ve renk cümbüşü beklentisiyle başladıysanız o ayrı, ağır atmosfer ve karmaşık kurgu bir süre sonra sizi sıkabilir.

Yine de Monster bir başka, Monster süper, Monster hüper ve de Monster düper <3








QuickEdit

You Might Also Like

Hiç yorum yok

Infinyteam