Theme Layout

Boxed or Wide or Framed

Theme Translation

Display Featured Slider

Featured Slider Styles

Boxedwidth

Display Trending Posts

Display Instagram Footer

No

Dark or Light Style

Kim Ki Duk'tan Beyin Yakan Bir Film: Moebius




Heberelölöley bir modda Tokyo Ghoul incelemesi yaptıktan sonra Moebius'a sert bir geçiş yapıyorum. Ciddi tondan heberelölölöley yapacağım. Ancak öncesinde söylemem gereken bir şey var;

+18 ALERT!

Öyle seksli filan diye değil, harbi +18. Filmi anlamlandırabilmek ve rahatsız edici sahneleri sindirebilmek için belirli bir yaşa erişmeniz gerekiyor. Gerçi ben bu blogu tutmaya başladığımda 17'lik bir çıtır idim. Hardcore Kynodontas yazısı yazmıştım -bir dergiye yazmıştım aslında, buraya koyalamıştım- Kynodontas'ı izlediyseniz eğer, bıraktığı his bakımından hemen hemen aynı olduğunu söyleyebilirim.

Filmde hiç diyalog yok. Bir tane bile. Ama ona rağmen sürükleyici, bir ağacın yapraklarının minnak minnak oynayışını izlemiyorsunuz. Yalnızca, diyaloga ihtiyacı yok filmin, o kadar.

Kim Ki Duk'un her daim bize söylemek istediği bir şeyler var. Adam dertli dertli! Moebius'ta ise kadın-erkek-iktidar ilişkisini belki de olabilecek en rahatsız ve en çarpıcı şekilde bizlere iletiyor.



Kocasından nefret eden, kocası tarafından aldatılan bir kadın görüyoruz filmin başında. Yalnız filmde dikkat etmeniz gereken kısım, eşin de metresin de aynı kişiler olması. Yani buradaki kadın prototipi bir, belli bir kadın değil, tüm kadınlardan bahsediyoruz. Tüm film boyunca gördüğümüz tek kadın da kendisi ayrıca.

Anne-baba-lise çağında bir çocuktan oluşan bu ailede kadın, aynı Yunan mitolojisinde kendi yerine geçmemeleri için çocuklarını yiyen titan Kronos gibi, önce kocasına, ona gücü yetmeyince ise artık bir yetişkin olduğunu fark ettiği oğluna saldırır. Saldırır derken, bildiğimiz çükünü kesip yer.

Burada konuyu biraz daha +18’e çekerek, Freud’ün de sıkça bahsettiği gibi, kadınların, iktidarın simgesi olan erkek cinsel organını kıskanması ve bilinçaltlarında hayatları boyunca içten içe erkeklerden nefret etmesi durumu artık tüm genel-geçer doğruların paramparça olduğu Moebius’ta annenin oğlunu sindirmesiyle tezahür olur.

Benim ilgimi çeken asıl olaylar ise bundan sonra başlar. Oğlu için kendini de feda eden baba, oğlunun “erkekliğini kanıtlamak” amacıyla bir çeteye girmesini ve metresine –artık olduğu kadar- tecavüz etmesini önleyemez.



Hapishanede çüksüz olduğu anlaşılınca tecavüze uğramaktan son anda kurtulan oğul, annesinin aynası olan, babasının metresiyle bir ilişkiye başlar ve iktidarın taçlandırılması olarak da kabul edebileceğimiz orgazmı -babasının bulduğu bilgiler sonucunda- kadına kendini bıçaklatarak veya derisini kayayla yüzerek hissetmeye başlar. Bu sahneler birçok kişi için rahatsız edici olabilir.

Yalnızca bunun, annenin –yani tüm kadınların- babaya ve oğula verdiği bir “ceza” olduğunu düşünürseniz, belki etkisi daha hafifletici olur.

Son sahneleri ise detaylı anlatmayacağım çünkü duyduğum üzere çoğu kişi salonu terk etmiş son sahnelere gelemeden. İzlediğinizde olayı daha iyi kavramanız için birkaç ipucu vereceğim yalnızca. Ben öyle etkilenmem bünyem sağolsun.



İktidarını kaybeden baba, erkeğin iktidarını kabullenmek zorunda kalan bir anne ve iktidarını yeniden elde eden bir oğul. Baba artık işlevsizdir. Burada, olaya anne-baba-oğul olarak değil de, kadın-büyük erkek ve onun yerine geçen erkek olarak bakmanız, rahatsız edici sahneleri bir nebze olsun daha rahat bir şekilde izlemenize yardımcı olabilir.

Oğlun yorganı yüzüne çekmesi, oyuncağıyla son kez oynaması ise vallahi tüm film boyunca beni etkileyen sahneler oldu. 

Bu arada belirteyim, 2013 çıkışlı bu filmde oğlu canlandıran Seo Young Joo 1998 doğumlu. Film çekildiği sırada ise yalnızca 14 yaşındaydı.


QuickEdit

You Might Also Like

Hiç yorum yok

Infinyteam