Theme Layout

Boxed or Wide or Framed

Theme Translation

Display Featured Slider

Featured Slider Styles

Boxedwidth

Display Trending Posts

Display Instagram Footer

No

Dark or Light Style

weekend





Weekend, eşcinsel filmlerinin geldiği noktayı görebilmemiz açısından oldukça önemli bir yapım. Tabii ben bu 'eşcinsel filmleri' lafından pek haz etmiyorum. Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde azınlıkların hoş görüldüğünü (bknz. hoş görmek) belli etmek için gazetelerin yaptıkları haberleri hatırlatıyor bana. O dönemlerde 'Büyükadalı Rumlar Derneği Türk Tariih Kurumu'na Beş Yüz Lira Bağışladı' gibi fantastik, bir o kadar da absürd haberler görmek mümkündü. Türk Tarih Kurumu'na bağış yapmayı geçtim, denecek söz bile bulamıyorum ama azınlıkları dışlamamak adına yapılan bu 'iyimser' hareketin aslında onları merkezden biraz daha öteye itelemekten başka hiçbir işe yaramadığı bir gerçek. Eşcinsel filmleri kategorimiz de işte tamamen bu şekilde. Bu filmer de kamerayla çekilmiyor mu? Oynayanlar insan değil mi? Ne bileyim, eşekler film çekmeye kalkışsa hadi kategorize et 'eşek filmleri' diye. Ama kullanılan malzemeler aynı, oynayanlar da insan,  diğer filmlerde olduğu gibi kişisel, toplumsal ve ahlaki sorunlara değiniyorlar, kurgusu filan da var. Bilemedim ben bu işi kısacası. Bildiğiniz film çekiyorlar adamlar. Sevişenler duble kıllı yalnız, öyle bir fark var, burada haklı olabilirler.

Şimdi genel olarak film endüstrisini eleştirdikten sonra sıra geliyor Weekend'e. Gerçekten güzel bir İngiliz filmi. Başrolde iki eşcinselimiz var; Russel ve Glen. Bir gay barda tanışıp, gecesinde birlikte olup birbirinden etkilenen ve akabinde yeniden görüşen  iki eşcinseli anlatıyor film. Russel'ı canlandıran Tom Cullen gerçek hayatta heteroseksüel. O kadar duru ve abartısız bir oyunculuğu var ki, bırakın homoselsüel olduğunu düşünmeyi, aslında gerçekten de Russel'mış da biz yalnızca onun hayatının iki gününü dışarıdan gizlice gözetlemişiz gibi geliyor. Bunda tabii ki filmin yönetmeni ve senaristi Andrew Haigh'in rolü büyük. Tadında bırakma işinin erbabı olduğunu kanıtlıyor bu filmde. Sağlam diyaloglar var, sakız gibi uzamıyor. -spoiler- / Veda sahnesi var, duygu seli yaşatmıyor. Sade, akıcı ve mantık çerçevesinde bir film izliyoruz.

Kurgu sağlam. Basit bir olay öyküsü var. Zaten tüm zamanlar boyu yazılan kitaplarda, çekilen filmlerde topu topu 37 tane farklı olaya rastlanmış. (Kaynağım Pınar Kür. Kendi ağzından duydum valla...) Önemli olan onun nasıl işlendiği deniliyor ya, işte bu güzel işlenen filmlerden. İki kişi tanışıyor, aşık oluyorlar, birisi bağlanmaktan korkuyor, çünkü zamanında çok yara almış, diğeri çekingen, duygularını zor ifade edebiliyor, yara alan çekingene ertesi gün buralardan gideceğini  (çok af edersiniz bölüyorum ama bu lafı yazarken aklıma Kenan Doğulu- Çakkıdı şarkısı takıldı. Allah benim belamı versin.) ve çok uzaklara taşınacağını söylüyor. Ellerinde birlikte geçirebilecekleri yalnızca bir günleri var.

Eşcinsellerin sokakta diledikleri gibi yürüyemedikleri, millet karı kız muhabbeti yaparken onların kendi renklerini belli etmemeye çalıştıkları bir dünyayı eleştiriyor film. Film sonundaki öpüşme sahnesinde de zaten toplumsal zihniyetin eşcinsellere bakış açısını gözlemleyebiliyoruz. Aferin Andrew Haih'e. Gerçekten çok güzel noktalara parmak basmış. Ama ben filmi izlerken aynı zamanda da bu adamın ne kadar bencil olduğunu düşünmekten kendimi alamadım. Buldukça bunamak deyimi cuk oturur sanırım bu duruma. Tabii ki gidilmesi gereken çook yol var. Ama karakterlerimiz sonuçta kendi kimliklerini takın dostları ve ailelerine de olsa açabiliyorlar mı, evet. Irak'da eşcinsel olduğu için üzerlerine benzin dökülüp yakılan adamları bilmiyorsunuz sanırım. Andrew Haigh tabii ki kendi coğrafyasında olan biteni en iyi biçimde bilecek. Bu açıdan ona haksızlık ettiğimi de düşünüyorum. Ama bir yandan, elinde eşcinsellik konusunu irdeleyebilecek filmler yapma imkanı olan insanların kendi yarattıkları 'eşcinsel elitizmi'nden kurtulup - şu an uydurdum bu lafı ama çok beğendim. - olaylara biraz daha evrensel yaklaşmaları gerekiyor. Maalesef ki, eşcinseller toplum baskısı nedeniyle birçok sorunla büyüdüklerinden ve kendi dertlerini düşünmekten toplumsal sorunlara pek fazla kafa yoramadıklarından olsa gerek pek bu taraklarda bezlerinin olmaması. Bunu halen kişisel bir savaş olarak düşünüp o şekilde hareket ediyorlar. Tabii ben böyle deyince bir eşcinsel turanizmi yaratmaya çalıştığım gelmesin akıllara. Haha. Eşcinsel turanizmi. Hahahah. Neyse... Irak'da, hatta dünyadaki sayılı birinci dünya ülkelerinin az sayıdaki özgürlükçü olanları dışında çekilme ihtimali yok böyle filmlerin. Gidilecek çok yol var ama eminim ki Irak'ın yolu İngiltere'ye göre daha fazla. Ok çk öptm kib by sçs mcks.
QuickEdit

You Might Also Like

1 yorum

Infinyteam