Theme Layout

Boxed or Wide or Framed

Theme Translation

Display Featured Slider

Featured Slider Styles

Boxedwidth

Display Trending Posts

Display Instagram Footer

No

Dark or Light Style

Polemiğin Tam Ortasında Bir Karakter Analizi; Ken Kaneki (Hasie Sasaki) -ve Sui Ishida-



Başlığın bulanık Türkçesi'ne bir açıklık getireyim; polemiğin tam ortasında olan biziz ve bu hengamede ben bir analiz yapıyorum. Bu bilgiyle bir daha okursak başlığı bir anlam kazanıyor :D






Her yerde "Tokyo Ghouuul gulu gulu gulu" diye dolanıyorum. Tabii bunun belli bir sebebi olmalı, değil mi? Sui Ishida'nın karakterleri ele alış biçimini seviyorum öncelikle. Kendi blogundan o karkterleri yaratırken ne tür aşamalardan geçtiğini görebilirsiniz ayrıca: http://sui-zakki.tumblr.com/


Kadın mı erkek mi bilmiyorum ama çok seviyorum Ishida'yı. Kendisi hakkında  bildiğimiz şeyler bir edebiyat tutkunu olduğu, ve aynı zamanda dövmecilik yaptığı. Ahah! Aynı ben! (Dövmecilik işini ypamıyorum gerçi iki senedir ancak olsun. ) 



Ishida'nın çizimlerini ve karakterlerini Dostoyevski'nin tarzına benzetiyorum. Dostoyevski'nin kitapları kendi kendine konuşan, çapraşık karakterlerle ve  doğru düzgün betimlenmemiş odalar, kilisler ve evlerle doludur. İnsanlar doludur Dostoyevski'de, mekanlar değil. Tokyo Ghoul'da da aynı boşluk hissi hasıl oluyor işte. Her yer karakter dolu ancak karakterler dışında odaklanacak bir şey yok. Mekan beitmlemelerinin bıraktığı boşluğu karakterlerin yoğunluğu karşılıyor. Zor ve yorucu karakterlerle dolu Tokyo Ghoul. Bu ağır hava özellikle Ken Kaneki, Eto, Uri ve Arima'da görülüyor. 


Ishida'yı sevmemin bir başka nedeni de illa tutsun diye proje kahraman yaratmmıyor oluşu. Buna rağmen Tokyo Ghoul'un animesinin ortalama bir anime olmasına karşın çok popüler olması da tam oksimoron bir ortam doğruyuor tabii. Ancak animesini izleyip heyecanlanan ve mangasına başlayan kişilerin çoğu hüsrana uğrayıp bırakıyor mangasını okumayı. Neden? Çünkü manga Seinen türünde. Yani daha büyük yaştaki okuyuculara hitap ediyor. Çizimleri karışık ve karanlık. Karakterler sürekli heyecan uyandırmaktansa sizi sıkım sıkım sıkabiliyor (Oh yes. İşte bunu seviyorum!) Çoğu kişi Tokyo Ghoul:re'nin anca yarısına kadar sabredebildi. Forumlardan takip ediyorum. 56. volümden itibaren manga ivme kazanmaya başladı ancak 56 haftadır ilmik ilmik ilmik işlendi o olaylar. Yepyeni karkterlerle tanıştık. Haise Sasaki-Ken Kaneki git gelleri arasında kaldık. Arima-Haise ilişkisine daldık çıktık. Quinx Squad'dakilerle tanıştık. Quinx Squad üyelerinin ıncığını gıcığını öğrendik. (Hepsi arı ayrı çok başarılı ele alınış karakterler. Tokyo Ghoul döneminden çok daha ayrıntılı ve başarılı karakterler yaratmaya başladı Ishida. Ancak tabii sıktı bu bazı okuyucuları)  İşin Tsukiyama ve Kanae tarafı var bir de tabii. Ben o yan hikayeleri de çok sevdim.




On dokuz yaşında, Japon Dili Edebiyatı öğrencisi olan Kaneki'yi içine kapanık, çevresinde oulp bitenlere karşı duyarlı, akıllı ve sevecen bir genç olarak tanıyoruz. Ghoul olduktan sonra bile değişmiyor bu karakteri. Var böyle tipler; duyarlı, empati kurmayı bilen. Ancak Kaneki aynı zamanda akıllı bir karakter. u nedenle de davranışlarını sürekli sorguluyor, her anını analiz etmeye çalışıyor, özeleştiri yapıyor. Dışlanmaki istenmemek neçok korkutuğu şey ve bu needenle de etrafına gülücükler dağıtıyor, pasif bir karakter gibi görünüyor. Pasif-agresif karakterlerin kralı olarak adlandırabiliriz sanırım Kaneki'yi bu nedenle. Bastırdığı duyguları, düşünceleri Ghoul kimliğinin de etkisiyle su yüzüne çıkıyor ancak ünlü Light yagami gibi bu gücü kendi yararına kullanmaktansa "kullanmamayı" tercih ediyor. Kaneki'nin içinde o "ateş" ve hırs yok. Onu bırakın, o yaşar kitaplarıyla birlikte. Tatlı çekingen bir kız bulur, evlenir Hocalık yapar bir üniversitede. Kitap yazar belki... Ama öyle olmuyor işte, olamıyor. Günlerce (animede bir gün, mangada yirmi) işkence görüyor, Arima tarafından içi dışına çıkartılıyor. Onlarca kez ölüp ölüp yeniden diriliyor. Sui Ishida ise olayın kolay ve popüler tarafına kaçıp Kaneki'yi karizmatik, herkesten intikam almak steyen, akıllı, müthiş bir karaktere dönüştürmektense Kaneki'nin salt halini koruyup, delirmenin eşiğinde, sürekli kendiyle çelişen, nisbeten saf Kaneki karakterine devam ediyor. Tabii ona, yirmiye bölünüyor Kaneki bu sırada. Bu nedenle de Kaneki'yi Yeraltından Notlar'ın adı bilinmeyen- protagonitsine benzetmekteyim. Dostoyevski'nin ünlü novellası da monologlar halinde ilerler. Nedendir bilmem, Kaneki'nin bende yarattığı izlenim, o karakterin bende yarattığı izlenimle hemen hemen aynı. Tabii Sui Ishida 19. yüzyıl entelektüel kesiminden ve memur hayatından dem vurmuyor vev onların eleştirisini yapmıyor. Ancak dediğim gibi, karakter yaratımı konusunda çok ama çok başarılı bir "mangaka" kendisi.
























QuickEdit

You Might Also Like

Infinyteam