Theme Layout

Boxed or Wide or Framed

Theme Translation

Display Featured Slider

Featured Slider Styles

Boxedwidth

Display Trending Posts

Display Instagram Footer

No

Dark or Light Style

Sherlock The Abominable Bride



Hooopçik! 

Bu yazı diziyi izlemiş olanlar için bir yorum niteliği taşımaktadır. İzlemediyseniz de okuyabilirsiniz ama mağazamızda kaybolan eşyaların mesuliyetini kabul etmiyoruz.

Hooopçik!



Ahhh yıllardır beklediğimiz, uğruna saçlarımızı ağarttığımız Sherlock geldi de gitti bile! Millet The Abominable Bride'ı sevenler ve sevmeyenler olarak ikiye ayrıldı, 2015'i Üçüncü Dünya Savaşı çıkmadan kapattık, John Titor'u yanlış çıkarttık derken savaş yılın ilk günü çıktı bu çatlakla yüzünden. Ama ben inanıyorum, beğenmeyen birçok kişi biraz sakinleşince, dışarı çıkıp yarım saat yürüyüp geri dönünce filan sevmeye başlayacak bu bölümü. İkinci kez izlediklerinde ise iyice ısınacaklar, yumuş yumuş hissedecekler bu ağzımıza çalınan bir parmak bala karşı kendilerini. 



BBC ONE yayınıyla aynı zamanda, adını veremeyeceğim bir siteden izledim Sherlock'u. Öyle Avrupa Mavrupa yalan arkadaşlar. Takılacak olan video, stream her yerde taıkılıyor. "Takılacak olan videoya Avrupa bile kâr etmez"  Ah! 21'inci yüzyılın ilk atasözünü şu an uydurmuş bulunmaktayım. Tez yazın sağa sola. Ben de bir koşu noterden tasdiğimi alayım.

Neler oldu bu 95 dakikalık bölümde? İlk önce BBC bize ufak bir hatırlatma yaptı. Sonra da hemmen konuya girdik. Yıl 1895, Victorain dönemi İngilteresi'ndeyiz. Bu dönemi görsel açıdan en iyi hissettiren film bana göre Sweeney Todd ve onun müthiş müzikleri. Müzikalini bilmem ama filminde pek iyi anlamıştık o dönemin atmosferini. Tam da o dönemlerde geçiyor bu bölüm de. Sir Arthur Conan Doyle'un Sherlock Holmes'ü yarattığı dönemlerde.

Oyunculuklarla ilgili ilk dikkatimi çeken şey, Benedict Cumeratch'in eski Sherlock canlandırmalarına göre fazla jest ve mimik kullanıyor oluşuydu. Yarı-parodi halinde geçecek bu bölüm herhalde diye düşündüm bu nedenle. Dizinin başında çekim açıları, karakterler biraz bu absürdlüğü bize hissettirdiyseler de ortalara doğru eski karanlık, ciddi Sherlock atmosferine geçiş yaptık birden. Bilinçli bir geçiş miydi bu, bilemiyorum. Zira herkesin malumu olduğu gibi, Benedict Cumberbatch de Martin Freeman da bir film setinden çıkıp bir diğerine giriyorlar. Birkaç aylık bir aranın bile ikisinin de role girmesini zorlaştıracağı kesin. Başlarda mimikli Şerlok yaparken sonlara doğru altı yıl önceki Şerlok halini hatırlamış olması normal yani Mösyö Kumberbatç'ın.



Moffat ve Gatiss bu sefer bool boool sembol kullanmış.(Zaten kullanıyorlardı şimdi durup durduk günahlarını almayayım) Semboller de genel olarak Psikoloji, bilinçatı türlerinde yoğunlaşmış bu sefer. Eh, sonradan öğrendiğimiz gibi -biliyorum, çok zeki arkadaşlarımız çoook önceden fark etmişlerdir bunu tabii- olaylar Sherlock'un "Mind Palace"ında geçiyor ve Sherlock Londra'ya geri dönerken uçakta Moriarty'nin nasıl geri dönmüş olabileceğini, yıllaaaaar öncesinin çözülemeden kalmış olan Emilia Ricoletti davasını çözerek bulmaya çalışıyor. 


Ben hiçbir şekilde filmlerin, kitapların, dizilerin, onun, bunun, şunun sonu hakkında yorum yapamam. Öyle stratejik bir düşünme kaibliyetim yok maalesef. O an olan biten daha ilginç geldiğinden de olabilir tabii. O nedenle hikayenin sonunun Suffragetteler'e bağlanacağını hiiiç mi hiç tahmin etmedim. Hatta Molly'i oraya komedi unsuru olarka koydular sandım da güldüm. Ama işte hep parodimsi bir şey beklediğimdendi. Ne bileyim. 


Psikolojik göndermelerin ennn büyüğünü sanırım Sherlock ve Moriaty'nin birbirlerine silah çektikleri anda gördük. Sherlock'un silahı Moriaty'ninkinden bildiğiniz büyük idi. İşte böyle şeylerle gelin ya. Semboller meboller katın. Çok seviyorum böyle kurguları. Oh yes! 

Klasik Sherlock senaryolarına benzese de, her daim komedi unsuru olarak kullanılan uyuşturucu meselesi burada -aynı kitaplarında olduğu gibi- çok daha büyük bir ciddiyetle ele alındı. Hele ki bölüm sonunda Mycroft'u o duygusal haliyle görmemiz, beni korkuttu. Bilmiyorum forumlarda, sitelerde ne yorumlar yapılıyor ancak Mycroft gidici gibi ben size diyeyim. Sherlock'un her daim iyi beslenen, sporuna dikkat eden ağabeyini de yerinden kıpırdamayacak kadar şişman görmesi ağabeyini kaybetme korkusundan mı ileri geliyor yoksa bize az ömrü kaldığını söyleyerek foreshadowing mi yapyıorlar yoksaam ikisi birden mi, tam emin değilim ancak bizi Mycroft ile ilgili bir şeye hazırladıkları kesin. 2017'ye kadar bu anlattıklarımı hayatta tutamazsınız aklınızda. Ben de tutamam. Ne yapsak ya :(



Bir şeyden emindim; Moriarty'nin öldüğünden. Üstün öngörü yeteneğim sayesinde değil, son derece düz bir mantığa sahip olmam sebebiyle biliyordum bunu da; ağzına tabanca dayayan, eğer oynadığı dizinin Supernatural vari doğaüstü bir kurusu yoksa ölmüştür. Senaristler her ne kadar twist yapmaya çalışsalar bile, bunu öldüğü kesin olan birinin üzerinden yapmak zorundadırlar. Hem Moriarty'nin ölü oluşu hem de Emilia'nın ikiz olmayışı ile ilgili düşüncelerim doğru çıktı. Bu yüzden seviyorum Sherlock'u. Benim gibi, salt düz mantık sahibi olan ve  bu mantık dışında başka yöntemlerde düşünemeye bir insan için birebir bir seri. Misal, Tokyo Ghou'u çok sevmeme, çılgınlar gibi evde "Tokyo Gulugulugulugulu" diye dolanmama karşın olayları anlayamıyorum pek. Birkaç kez okumam gerekiyor. Karman çorman seinen mangalar ile olan savaşımı anlatıp şu güzel ortamı bozmayayım (Evet, araya Tokyo Ghoul sokmasaydım çatlardım. Tokyo Ghoul: Pinto çıktı bu arada. İzleyin izlettirin) 

Velhasıl çok güzel ve çok iyi bağlanmış bir bölümle bizlere sleam etti Sherlock. Bu arada söylemeden edemeyeceğim. Dizide herkes dede, herkes nine. Bir Ms. Watson yaşlanmıyor, o aynı. Yakında geri kalanlar da yetişecek Ms. Watson'a zaten. 

Moriarty'nin sonraki adımı ne olabilir? Benim aklıma hiçbir şey gelmiyor :( Ne yapacak? Birini mi kaçıracak? "The Woman" aracılığıyla mı bir şeyler yapacak? Ne olacak? 


QuickEdit

You Might Also Like

Infinyteam