Theme Layout

Boxed or Wide or Framed

Theme Translation

Display Featured Slider

Featured Slider Styles

Boxedwidth

Display Trending Posts

Display Instagram Footer

No

Dark or Light Style

Elephant





Tabii ben böyle konuya Arena başlığı gibi girince neyden bahsettiğim pek anlaşılmadı. Elephant filmidir söylediğim. Bahsi geçen deneyi de filmin yönetmeni Gus van Sant ( Milk filminin yönetmeni aynı zamanda.) filmi çekme açıları ve -aslında pek olmayan- konusuyla yapmıştır efendim.




Bugün ayıptır söylemesi Bodrum semalarında dolaşırken yakıcı güneşten muzdarip olup kendimi kocaman bir Carrefour'un içine attım. Dvd leri karıştırırken rast geldim kendisine. İsmini duymuşluğum vardı ancak konusunu bilmiyordum. Baktım Cannes Film Festivali En İyi Yönetmen ve Altın Palmiye ödüllü. Dvdnin arkasını çevirdim sarı sarı tipler yer alıyor castda. Yönetmenin soyadında da van man geçiyor, kesin şahane bir Alman filmidir dedim. Hadi olmadı Hollanda.


Eve geldim bir koşu taktım cdyi laptopa. Pastel renkler, güzel manzara ve doku çekimleri ile başlıyor film.  Sarı sarı insanlar arabada gidiyorlar sakince . Her şey iyi güzel derken bildiğin Amerikan İngilizcesi konuşmaya başladıklarında dumur oldum. Çünkü hayatımda ilk defa "normal" renklerle çekilmiş bir Amerikan filmi görüyordum. Hatta bir ara kafamdan Amerika'da da doğa Avrupa'daki gibiymiş diye geçirdim.(3 yaş zekasıyla varılacak bir kanı ama Hollywood filmleri ile ilgili bilinç altımda saklı kalmış  en ham düşünce buydu sanırım.)
google images'de filmdeki manzara çekimlerini bulamadım. Boş kalmasın diye şeettim :D


Bu kadar hikaye yeter. Filme gelelim şimdi. 81 dakika sürüyor kendisi efendim. Oldukça kısa bir film olmasının yanısıra konuşmalar da az geçiyor. Genelde çevreden işitilen konuşmalar ve filmin sonundaki ( sonu da yok gibiydi sanki.) kilit olaya hiçbir katkısı olmayan diyaloglar filmi farklı kılan başka bir özellik. Ayrıca filmdeki insanların hiçbirisi gerçek oyuncu değil.(Sonradan yola devam edenler olmuş ama.)

Hikayesi kısaca şöyle:
Watt High School'unda sıradan bir gün yaşanmaktadır. Çeşitli lise öğrencilerinin o gün neler yaşadığını, hayata ne açıdan baktıklarını teker teker inceleyen film aslında koridordan geçip birbirine selam veren gençlerin hayatlarının ne derece farklı olduğunu gözler önüne seren bir film de değil pek. Tabii farklılar ama o konu da derinlemesine işlenmemiş. Aslında hiçbir şey derinlemesine işlenmemiş- gibi görünüyor. (Elbette ki bir sinema-tv bölümü hocası bu filmin her karesi ile ilgili binlerce yorum yapmanızı sağlayabilir! ) Ancak ben insanların davranışları üzerinde çok durmadım. Şişman, çirkin, kütüphanede çalışan bir kız, fotoğrafçı bir çocuk, Amerikan futbolu oynayan yakışıklı ve havalı çocuk, blumia kızlar, çok fazla bilgisayar oyunu oynamaktan dolayı kafayı fıttırmış ve kendilerine eğlence arayan eşcinsel kankalar.

Tüm film boyunca benim ennnnçok dikkatimi çeken iki konu oldu:

1.si: John McFarland'ın dip boyası feci halde gelmiş platin saçları.
2.si: Eğlence arayan brolarımızın internetten  bildiğiniz taramalı sipariş etmeleri. Bu sonuncusunun cidden yasal olup olmadığını bilmiyorum ancak eğer öyleyse vay halimize!

Ayrıca eğer filmin sonundaki olay bizim ülkede olsa kim bu şekilde soğukkanlı karşılar bilemiyorum. Çığlık atmadan koşmalar filan. Hele ki son kısımdaki zenci arkadaş (filmdeki tek zenciydi aynı zamanda ) bu derece donuk bir filmde bile saç baş yoldurabiliyordu.


Güzel çekimlerden, sade oyunculuklardan ve insanların sırtlarını izlemekten hoşlanıyorsanız, hiç durmayın derim!
Ha ben sevdim mi? Evet!
filmin ana temasının koridorlar ve sırtlar olduğu hakkında ciddi şüphelerim var.
QuickEdit

You Might Also Like

1 yorum

Infinyteam