Theme Layout

Boxed or Wide or Framed

Theme Translation

Display Featured Slider

Featured Slider Styles

Boxedwidth

Display Trending Posts

Display Instagram Footer

No

Dark or Light Style

Psycho-Pass: The Movie


Öncelikle, "Ayy Sayko Pas neee?" diyenler için gelsin: Psycho-Pass
Ağır abi olup da "Sayko Pas ne uleyn?" diyenler de tıklayabilir tabii. Herkese açığız.







Psycho-Pass'in filminin DVD'sinin çıkmasını bekliyordum. Beklediim, beklediiim ve buradaki mangastore (Superdragontoys'daki hafif kel, her daim yeşil kapüşonlu sweat-shirt giyen Capon arkadaştan bahsediyorum) en sonunda "Hanımefendi 2016 yazından önce çıkmayacak. Emin olabilirsiniz" dedikten sonra vazgeçip internetten izledim. (Üçüncü veya dördüncü soruşumdu sanıyorum) Çok sevdiğim animeleri illegal yollardan izlemek kötü hissettiriyor bana kendimi. Böyle görüntüsü sesi dört dörtlük olsun istiyorum. Ama iyi haber, illegal millegal, Psycho-Pass: The Movie internetten yüksek görüntü kalitesiyle izlenebiliyor. Psycho-Pass sevenler yaza kadar bekleyip çatlayacağına bu yöntemi tercih edebilir.

Ay daha fazla girizgah yapamayacağım. Film müthiş müthhhhiş! Lülülülülülüüüüü! Keşke iki film halinde çekselerdi. Yetmedi bana. Akane, Kogami, Ginoza... Çok özlemişim üçünü de! Tabii özlediğim -ve Psycho-Pass sevenlerin tamamının özlediğini bildiğim- Makishima Shogo'nun eksikliği yürekleri dağlasa da, sonlara doğru yapımcılar ağzımıza bir parmak bal çalmış. Hadi gene iyiyiz (:



Film Shogo Makishima'nın ölümünden dört yıl sonrasını konu alıyor. Yine güzel, ancak Shogo ve Kogami'siz eksik olan ikinci sezonun ardından herhalde "Kogamiii! Kogamiiiii!!!!!" sesleri bayağı yükselmiş olacak ki, filmde Kogami'ye doyuyoruz.

Akane'nin karakter gelişimini yerim ben. Daha önce Psycho-Pass ile ilgili yazdığım yazıda belirtmiştimİ her şey tam olması gereken gibi diye. İşte, Akane'nin karakteri de ayyynen olması gereken gibi, dört uzun yıl boyunca polis -inspector-  olmanın verdiği ağırlıkla gelişmiş. O kadar dozunda, o kadar güzel gelişmiş ki tarifini isteyeceğim Gen Urobuchi'den. Profesyonellik bu işte. Benim ilk yarattığım karakterler ya hiç gelmişmiyordu ya da fazla gelişip böyle hormonlu, şişmiş bir hale dönüşüyordu. Zamanla denge oturuyor tabii. (Umudum bu yönde en azından)



Filmimiz Caponya'yı aşıyor ve iç savaştan en olduğunu şaşırmış SEAU'da (South East Asia Union) geçiyor. Çin-Hindistan karışımı gibi duran bu ülke iç savaş yapa yapa canından bezmiş ve Chuan Han isimli bir adam sonunda Caponya'dan Sybill System'i ithal edeceği sözünü vererek hoop SEAU'nun başına geçmiş! Ah işte alll sana diktatörlük! Sybill System'i daha yaratıcısı olan Caponlar doğru düzgün kullanamazken SEAU'nun kullanmasını bekleyebilir miyiz? Hayır tabii ki! Caponya'da terör olayları gerçekleştiren  grubun karargahının SEAU'da; grubun ise diktatörlüğe ve Sybill System'e karşı olan gerillalara bağlı olduğunu keşfeden polislerimiz ve Enforcerslarımız -öncelikle Akane tabii- başka bir gerçekle daha karşılaşırlar; gerillalardan başlarından biri Kogami'dir.

Evet! Psycho-Pass: The Movie'de Kogami'yi bir gerilla olarak izliyoruz. Gerçi ne psikolojisi ne de aklının çalışma şekli öncesinden farklı. Bildiğimiz Kogami kendisi.


Hikayenin devamında ise Akane, Kogami'yi yakalamak amacıyla SEAU'ya tek başına gitmeye gönüllü olur. Biz de SEAU'yu, Sybill System'in nasıl çarpık bir biçimde kullanılabileceğini (Aslında çarpık demek doğru değil. Farklı çeşitlerde kullanılabileceğini desem daha doğru olur. Çarpık derken  Caponya'da Sybill System'in müthiş işlediği, hatalı olanın SEAU olduğu anlamı çıkıyor biraz) görüyoruz. Her yer insan ya her yer insan! Animasyon olmasına rağmen ben boğuldum izlerken.

Belirtmeden edemeyeceğim; filmde sürekli "Kogami'nin Shogo'dan ne farkı kaldı? Shogo ölmek zorunda mıydı?" vari sorgulamalar yapılıyor karakterler tarafından. E, birinci sezonda belliydi zaten Kogami'nin böyle bir potansiyelinin oluşu. Makishima'nin Kogami'den farkını ise Akane Kogami'yi bulup karargaha Kogami ile birlikte gittiği gece söylüyor zaten. Cesur, ne istediğini bilen bir kadın görüyoruz artık. Eskiden de silik bir tip değildi zaten Akane. Yalnıca zamana ihtiyacı vardı. Hala gelişecek çok nokta var karakterinde. Hele Ginoza! Hele Ginoza! Geliştir geliştirebildiğin kadar!

Bu arada hala çözemedim; Kogami eşcinsel mi değil mi. Bilemiyorum. İlk sezonda  tam bir womanizer olan iş arkadaşının ölümünden sonra depresyona girip Enforces olmalar, Karanomori gibi bir hatunun teklifine burun kıvırmalar, Akane'nin açık seçik ilgisine karşın robot gibi takılmalar filan hep kafamı karıştırmıştı. İşte bu tarz kurgularda emin olunamıyor zaten. Karakter ulvi bir amaç güttüğünden dolayı mı bu taraklarda bezi yokmuş gibi görünüyor yoksa gerçekten "o" taraklarda bezi yok mu? Gene muallakta kalmış film. Akane muradına eremesin diye hep bunlar. Eh, bir saniyelik bir ipucu verilmiş (söylemem de söylememmm! İzleyin (: ) ve benim gibi arada kalanların endişeleri bir nebze de olsa giderilmiş ancak- Ay dayanamıyorum söyleyeceğim! Kogami gülücük atıyor Akane'ye ve "Eğer bu durumdan sağ kurtulursak yine gel beni bul" diyor. Ay evet buydu söyleyeceğim.

Filmdeki yeni karakterler de çok güçlü, her biri farklı birer hikaye taşıyor omuzlarında ve  -Lanet Olsun Corç!- yine tastamamlar. Matematik işlemi gibiler valla.


Tek eleştirim sonlara doğru; çok zeki bir kurgu olduğu zaten açık. Felsefik altyapısı var, evet. Ama herhalde ergenlerin de ekmeğini yemek için midir nedir bir felsefik cümle-bir aksiyon sahnesi şeklinde geçiyor son sahneler. İnsan dövüşlere mi odaklansın yoksa kafasını ütopyalara, distopyalara mı yorsun şaşırıyor. Hani "Shonen idi Seinen idi Shonen idi Seinen idi Shonen idi Seinen idi..." diye ileriyor. Ama iki taraf da, yani hem aksiyon sahneleri hem de sistem eleştirileri çok başarılı. Karakterler yaşıyor gibi. Bu teknolojilerden çakmam ancak anime serisinde olduğundan farklı bir teknoloji kullanılmış ve dövüş sahneleri filan oh yeslik olmuş.

Durduramıyorum kendimi! Shonen idi Seinen idi Shonen idi Seinen idi Shonen idi Seinen idi...

















QuickEdit

You Might Also Like

Infinyteam